E kısmeet diyorum hala. İnsanları huzursuz eden neşemle. Her hava durumuna kulp takan,meteorlojiyle bile kavgalı ablalarımız bilhassa gizli bir huzursuzluk duyuyorlar,absürt neşeme. Yüz kaslarımın oldukça uygun olduğu bu kahkalar,gölün dibinde ufalana ufalana kaybolmuş cam tozlarının ışımak için güneşe takip isteği gönderip sonra geri çekmesi gibi bir şey. Yani anlayacağınız yukarısıyla da aramı bi türlü düzeltemedim. Anlamlı gözüksün diye devrik cümleler kuranlara inat,metafor yüklemeden ben doğrudan devrildim. Kalem de o esnada düşüverdi elimden işte. Birkaç içsel ameliyat iki kez nüfus memurlarını rahatsız etme münasebetsizliği,değerli yök kurumunun kafasını karıştıran lisans girişimlerimden sonra önce elime kitapları alıp kendi kokumu hissettim. Şimdi elimde kalem akrobatik hareketleri kimse görmeden yaparken,ciddi duruş provalarıyla kaç yıl geçtiğinin parmak hesabını bile yapmadan her gün yazdığım kara kaplı defterden özürler dileyerek,yeniden buraya geldim :)
nelifff
1 Mayıs 2026 Cuma
Geldim :)
Kalemimi elimden düşürmemin ardından yıllar geçmiş. Her düşüş yankılı cam kırıklarıyla birlikte kan gölümde kayboldu. Kendi güneşim o kan gölünü kurutmak üzere şafak saymaya başladı,gelen kuş sesleri mi ? Kanatlarının arasında bana da bir takım kısmet getirmişler midir ? Hani getirseler iyi olur,70 yaşını aşmış teyzelerimiz bu duruma baya yoğunlaştı,gün aşırı dualarla bildirim göndermekte.
18 Kasım 2017 Cumartesi
Meğer...
Vadesi dolmuş sürgünler düştü kaderimize
Kamçılanıp duran yüreğim,
Atmakta ısrarcı,Seni...
Seni sevmenin tarifi buymuş meğer.
Yok sanırdım.
Yok olmakta saklanırmış meğer.
Eğerleri teğet geçen hayallerim uslanmazmış.
Atına binip giden Senin,izleri tozlanmasaymış
Bir kitap arasında saklanırmış meğer.
3 Haziran 2015 Çarşamba
14 Nisan 2015 Salı
Mesela..
Keşke resimler de siyah beyaz kalsaydı,sözler gibi.Gökkuşağı gibi oynardım onlarla da.
''Seni Seviyorum'' mesela.. Siyah beyaz,sol yanımda.Birden kırmızıya dönüyor,dolaşıyor kanımda.
Bir çocuk görünce avluda,pembeleşiyor dudaklarımda.
Yağmurdan sonra mesela.. Mavileşiyor,sevdiğin en güzel renge dönüşüyor.
Aniden buluveriyorum yeşillerin ardında,türkülerde mesela..
Limon mesela.. Kokusu gelince ta burnuma,sapsarı kesiliyor kanım.
Sen hangisine ayrılığın rengi derdin bilmiyorum.Aşkın rengi sahiden kırmızı mı mesela..
''Seni Seviyorum'' mesela.. Siyah beyaz,sol yanımda.Birden kırmızıya dönüyor,dolaşıyor kanımda.
Bir çocuk görünce avluda,pembeleşiyor dudaklarımda.
Yağmurdan sonra mesela.. Mavileşiyor,sevdiğin en güzel renge dönüşüyor.
Aniden buluveriyorum yeşillerin ardında,türkülerde mesela..
Limon mesela.. Kokusu gelince ta burnuma,sapsarı kesiliyor kanım.
Sen hangisine ayrılığın rengi derdin bilmiyorum.Aşkın rengi sahiden kırmızı mı mesela..
2 Şubat 2015 Pazartesi
Düşündüm bayım,o keman virtüözlerini hatırladım.Darbe günlerine çok yakışan kravatını hatırladım.Şen şakrak dinlediğimiz radyo yayınlarındaki cızırtıları,gelip giden yayınlara sövmelerini hatırladım.. Güzeldi değil mi ? Arkası yarınları çözebildin mi ? Ne güzel de yarışırdık bilmecelerde. Ne güzel de yaraşırdık,eski günlerde. Sen sol yanımda bir hece.Dillerimizde türkü gezerdik avare.Hatırladın değil mi ne güzel kızdı Fahriye ? Gelin gitti,kaldı içimizde sebebsizce. Sen de hatırladın değil mi sobayla karışık yağmurun itelediği tahta kapının kokusunu. Unutmadık,unutamadık işte. Ben özledim o günleri seni kapıdan uğurlayışımı,ekmek kuyruğumuzu,komşuyla köyden gelen yağlarımızı paylaşmamızı.Özledim toplarımızı kesen Ayşe Teyzeyi.Dutlara dalardık ya hani,büyümüştük ama yine yapardık birbirimizden habersizce.Aynı anda severdik delice. Hatırladın mı hani delice yağan o eşsiz kar gecesini.Bayım çok güzeldin,o gece. Ellerimi tutup,şarkılar söylemiştin.Islak saçlarını çok sevmiştim.Bayım ben çok özledim o geceyi.Bayım çok özledim o şarkıları,söylemiş miydin ?Bayım çok özledim kibritin ucundaki ateşi.Bayım çok özledim sizi.
23 Ağustos 2014 Cumartesi
5 Mart 2014 Çarşamba
Aniden verilen bir karar gibi gökyüzünden düştü sevgiliyi
ıslatan o yağmurlar. Acaba o da duymuş muydu Arnavut kaldırımlarına karışan o
sesleri ? Sevgilinin gözyaşlarının düştüğü o kaldırımlara şimdi ip atlayan kızların,
çift kale maç yapan oğlan çocuklarının kahkahaları karışıyor. Zaman gerçekten
bu kadar hızlı geçiyor muydu? Eğer öyleyse neden çiçeklerin rengi bir kat daha
canlanırken onun çehresi bir kat daha soluklaşıyordu? Zaman nasıl yeşermişti
onun bahçesinde?
Ve şimdi nasıl da solmaya mahkûmdu az önce çiçekçiden özene
bezene aldığı güller. Usulü vardı onları taşımanın da nasılsa solacak diye pek
düşünmüyordu bunları. Epeyce yürüdükten sonra nihayet varmak istediği o mavi
köşkün kapılarını araladı. Çıkan o gıcırtı sesi birçok kişiyi ürkütmeye
yeterken onun dudaklarında güller bitiyordu.
Gözlerini kapatıp bir süre daha sokaktaki çocukların kahkahalarını dinledi
ve mavi köşkün içinde pembe bulutları dağıtırcasına yürüdü. Yıllar sonra
sevgilinin sesi kulaklarında çınladı :
-Gördüm umarsızca oyun oynayan çocukları.
Kız gülümsedi ve sordu sevgiliye:
-Sana neyi hatırlatıyor peki ?
Sevgili cevapladı:
-Seni hatırlatmıyor.
Kız sevgilinin cevabına sevindi.
-Beni unutmamışsın.
Sevgili biliyordu.Onun dudaklarıyla buluşana kadar kız
hiçbir zaman gerçekten gülmedi.Kız hiçbir zaman umarsızca sevinemedi ama hep o Arnavut
kaldırımlarda oynayan çocuklara imrendi…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)