Aniden verilen bir karar gibi gökyüzünden düştü sevgiliyi
ıslatan o yağmurlar. Acaba o da duymuş muydu Arnavut kaldırımlarına karışan o
sesleri ? Sevgilinin gözyaşlarının düştüğü o kaldırımlara şimdi ip atlayan kızların,
çift kale maç yapan oğlan çocuklarının kahkahaları karışıyor. Zaman gerçekten
bu kadar hızlı geçiyor muydu? Eğer öyleyse neden çiçeklerin rengi bir kat daha
canlanırken onun çehresi bir kat daha soluklaşıyordu? Zaman nasıl yeşermişti
onun bahçesinde?
Ve şimdi nasıl da solmaya mahkûmdu az önce çiçekçiden özene
bezene aldığı güller. Usulü vardı onları taşımanın da nasılsa solacak diye pek
düşünmüyordu bunları. Epeyce yürüdükten sonra nihayet varmak istediği o mavi
köşkün kapılarını araladı. Çıkan o gıcırtı sesi birçok kişiyi ürkütmeye
yeterken onun dudaklarında güller bitiyordu.
Gözlerini kapatıp bir süre daha sokaktaki çocukların kahkahalarını dinledi
ve mavi köşkün içinde pembe bulutları dağıtırcasına yürüdü. Yıllar sonra
sevgilinin sesi kulaklarında çınladı :
-Gördüm umarsızca oyun oynayan çocukları.
Kız gülümsedi ve sordu sevgiliye:
-Sana neyi hatırlatıyor peki ?
Sevgili cevapladı:
-Seni hatırlatmıyor.
Kız sevgilinin cevabına sevindi.
-Beni unutmamışsın.
Sevgili biliyordu.Onun dudaklarıyla buluşana kadar kız
hiçbir zaman gerçekten gülmedi.Kız hiçbir zaman umarsızca sevinemedi ama hep o Arnavut
kaldırımlarda oynayan çocuklara imrendi…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder