5 Mart 2014 Çarşamba

Aniden verilen bir karar gibi gökyüzünden düştü sevgiliyi ıslatan o yağmurlar. Acaba o da duymuş muydu Arnavut kaldırımlarına karışan o sesleri ? Sevgilinin gözyaşlarının düştüğü o kaldırımlara şimdi ip atlayan kızların, çift kale maç yapan oğlan çocuklarının kahkahaları karışıyor. Zaman gerçekten bu kadar hızlı geçiyor muydu? Eğer öyleyse neden çiçeklerin rengi bir kat daha canlanırken onun çehresi bir kat daha soluklaşıyordu? Zaman nasıl yeşermişti onun bahçesinde?
Ve şimdi nasıl da solmaya mahkûmdu az önce çiçekçiden özene bezene aldığı güller. Usulü vardı onları taşımanın da nasılsa solacak diye pek düşünmüyordu bunları. Epeyce yürüdükten sonra nihayet varmak istediği o mavi köşkün kapılarını araladı. Çıkan o gıcırtı sesi birçok kişiyi ürkütmeye yeterken onun dudaklarında güller bitiyordu.  Gözlerini kapatıp bir süre daha sokaktaki çocukların kahkahalarını dinledi ve mavi köşkün içinde pembe bulutları dağıtırcasına yürüdü. Yıllar sonra sevgilinin sesi kulaklarında çınladı :
-Gördüm umarsızca oyun oynayan  çocukları.
Kız gülümsedi ve sordu sevgiliye:
-Sana neyi hatırlatıyor peki ?
Sevgili cevapladı:
-Seni hatırlatmıyor.
Kız sevgilinin cevabına sevindi.
-Beni unutmamışsın.

Sevgili biliyordu.Onun dudaklarıyla buluşana kadar kız hiçbir zaman gerçekten gülmedi.Kız hiçbir zaman umarsızca sevinemedi ama hep o Arnavut kaldırımlarda oynayan çocuklara  imrendi…